1603 yılında ilimize
gelen gelmiş olan Polonyalı yazar Simeon, Kırklareli 'nin
kayalık bir arazi üzerine kurulduğunu ve kilise çokluğundan
dolayı Greklerin buraya Dessera Kondi Eklesiai denildiğini
yazmaktadır.
Türkler, Kırkilise adının Hıristiyanlık inancı ile yakın ilgisi olduğundan
şehri aldıktan sonra buna saygı göstermişler ve geleneklere
uygun olarak adını değiştirme çabasına girmemişlerdir.
Cumhuriyetin gelmesi ile "Kırkazizler" olarak ifade edilen
şehrin adı Kırklareli olarak değiştirilmiştir.
Kırklareli tarih öncesi çağlardan beri iskana açık, önemli illerden
biridir. Neolitik (Yeni Taş Çağı) dönemden (5800-4800)
günümüze değin insanlar tarafından iskan edilen Kırklareli
coğrafyasında, başta Osmanlı Uygarlığı olmak üzere, en erken
dönemlere ait maddi kültür varlıkları her geçen gün artarak
gün yüzüne çıkmaktadır.
Son yıllarda artarak devam eden höyük ve tümülüs kazıları, Kırklareli'nin
yakın zamanlara kadar hiç bilinmeyen erken dönemlerine dair
yeni bilgileri ortaya çıkarmış ve pek çok kıymetli tarihi
eseri de İl Müzesi'ne kazandırmıştır. Gerek il merkezindeki,
gerekse Babaeski, Pınarhisar, Vize ve Lüleburgaz gibi
ilçelerdeki kültür varlıkları ise Kırklareli'nin muhteşem
bir geçmişe sahip olduğunu gösteren tarihi belgelerdir.